Nedir.Org *
Sponsorlu Bağlantılar
Beste

Irk Bilimi Nedir

Bknz: Etnoloji, ırkiyat


Irk Bilimi Resimleri

  • 2
    İnsanlar, bir takım neviler(Türk, Rus, Arap,Alman ve benzeri ırklar) halinde yaratılmışlardır. Bu şekildeki çeşit çeşit yaratılışa, ilim dilinde ve şeri ilimlerde “ırk” adı verilmiştir. Daha sonraki yıllar da pek çok nedenlerden dolayı ırklar çeşitlenmiştir. Bu nedenlerden başlıcaları ise; insanları muhacir(göçer) durumuna düşmeleri ve göç yoluyla başka ülkelerdeki ırklarla karışmaları. Bir diğer önemli bir neden de ırkların çeşitli nedenlerden sonra birbirleriyle karışık yaşamalarıdır. Bu tür karışımların neticesinde de alt ırk diyebileceğimiz melez ırklar türemeye devam etti. Bu şekliyle oluşan ırklar, araştırmacı bilim adamları tarafından şu sınıflara ayrılmışlardır: 1-Baykal gölü etrafından Altay Dağlarına kadar olan coğrafya da, Hazar Denizine, Karadeniz Havzasına, Tuna boylarına, Ege denizi havzasına kadar olan coğrafi sahadaki beyaz Türk ırkı. 2-Doğu Asya coğrafyasında ki sarı derili ırklar, 3- Afrika kıtasında yaşayan ve iklimsel özellikte ki siyahi derili ırktakiler. 4-Amerika da, soy kırımına uğrayan kırmızı veya kızıl derili ırklar. Bu ayırımdan sonra, batılı bilim adamları, ırkları daha çok şu sınıflara ayırarak, ırk tasnifi yapmışlardır. Bu ayırım ise şöyle şekillenmiştir: a-Braki sefal kafalılar b-Dolika sefal kafalılar. Türklerin, kafa yapısına göre ayrıldığı ırk grubu ise Braki sefal grubunu oluşturmuşlardır.daha sonra Türklerin bu yapısı çeşitli ırklarla, çeşitli coğrafyalarda karıştıkları için değişime uğramıştır. DÜNYA DİLLERİ: Bizim literatürümüz de, insanların konuştukları diller, insanoğlunun ikinci atası diyebileceğimiz, Nuh(a.s)un oğulları olan, Ham, Şam, Yafes tarafından konuşulan dillerden türemiştir. Ham: Arabi dillerin atası kabul edilirken, Şam: Farisi dillerin, Yafes ise Latin kökenli dillerin atası olarak görülmüştür. Tüm diller, bu üç ana kaynaktan türetilmiş dillerdir. Batılı bilim adamları ise, Müslümanların tasnif ettiği bu dil gruplarının yerine kendileri ayrı dil sınıflandırmaları kurmuşlardır. Yeryüzünde yaşayan halkların konuştukları lisan(dil) zümreleri ise şöyle sınıflandırılmıştır. 1-Türkçe Lisanı: (Orjinal ve başlı başına bir lisan olarak görülür.): Kadırgan Dağlarından, şimal buz denizine ve umman denizine kadar, olan havza da ki insanların anlaşmak için konuştukları vasıtadır. Günümüz de ise; Türkçe Lisanı, çeşitli devletler ve milletleri içine alan çok geniş bir coğrafya da konuşulmaya devam etmektedir. 2-Avrupa milletler topluluğunun (AB), konuştukları lisan(dil)ın adı ise HİNT-Avrupa dili olarak adlandırılmıştır. 3-Sâmi ve Hâmi dilleridir ki, bugün bu diller Arapça ve Farsça tarafından tamamen kuşatılmış dillerdir. 4- Mogol kavimlerinin konuştukları lisan(dil) dır ki; (Doğu Asya ve Kuzey Doğu Asya) da konuşulan ayrı bir dil(lisan) grubudur. Fikir: İlk insan, çok araştırıyor vr görevi gereği de, sürekli yeni şeyler keşfediyordu. İnsanı yaratan yaratıcı ise onu yalnız bırakmıyor, kendini, yaşadığı çevreyi tanıyabilmesi için, ona yardımcı kitaplar gönderiyordu. İşte Allah(c.c) tarafından gönderilen bu dinler, fikirleri ve felsefeyi yani kainatın yaratılması hakkında ki fikri ve insanların görebildikleri tabiat olaylarının açıklamasını ve onlarla nasıl yaşayabileceğimizi açıklıyordu. Atalar ve totemlere ibadet ise özellikle ata ruhlarından korku da hayatında önemli roller oynadı. Ataların ruhları kutsallaştırıldı. Müşterek mukaddesat anneleri icad edildi. Ve dinler, mukaddes ve gayri mukaddes anlayışıyla eşyayı da ikiye ayırdı. Haram ve Helal. Mukaddes anneler ise ilkel dinler de hurafelerle beslendi. Mukaddeslere yaklaşmayı kendine layık gören rahip ve rahibeler sınıfı türedi, İlk zamanlarda totemlere tabi olan insanlar, kabileler halini aldıktan sonra aşiretleri oluşturdular. Daha sonra, Naturizm dinini kurdular. Bu dinde ise hayvan veya nebat ibadet edilecek bir şey değildir. İbadet ise sadece ecdadın ruhuna yapılır. Bu ruhta tabiatın kendisidir. Siteleşen insanlar Naturizimin bir başka bölümüne geçtiler. Artık Semavi ilahlarla tanışmışlardır. İlk zamanlar da güneş, ay, yıldızlar mabut addedildi. Siteler birleşince uluhiyyet daha da güçlendi. Mabut ve Uluhiyyetin temeli de böylece insanın kendisidir. İnsanı yaratan da onun ihtiyacı olan dini gönderdi. 5 ay önce

    İnsanlar, bir takım neviler(Türk, Rus, Arap,Alman ve benzeri ırklar) halinde yaratılmışlardır. Bu şekildeki çeşit çeşit yaratılışa, ilim dilinde ve şeri ilimlerde “ırk” adı verilmiştir. Daha sonraki yıllar da pek çok nedenlerden dolayı ırklar çeşitlenmiştir.
    Bu nedenlerden başlıcaları ise; insanları muhacir(göçer) durumuna düşmeleri ve göç yoluyla başka ülkelerdeki ırklarla karışmaları.
    Bir diğer önemli bir neden de ırkların çeşitli nedenlerden sonra birbirleriyle karışık yaşamalarıdır. Bu tür karışımların neticesinde de alt ırk diyebileceğimiz melez ırklar türemeye devam etti.
    Bu şekliyle oluşan ırklar, araştırmacı bilim adamları tarafından şu sınıflara ayrılmışlardır:
    1-Baykal gölü etrafından Altay Dağlarına kadar olan coğrafya da, Hazar Denizine, Karadeniz Havzasına, Tuna boylarına, Ege denizi havzasına kadar olan coğrafi sahadaki beyaz Türk ırkı.
    2-Doğu Asya coğrafyasında ki sarı derili ırklar,
    3- Afrika kıtasında yaşayan ve iklimsel özellikte ki siyahi derili ırktakiler.
    4-Amerika da, soy kırımına uğrayan kırmızı veya kızıl derili ırklar.
    Bu ayırımdan sonra, batılı bilim adamları, ırkları daha çok şu sınıflara ayırarak, ırk tasnifi yapmışlardır. Bu ayırım ise şöyle şekillenmiştir:
    a-Braki sefal kafalılar
    b-Dolika sefal kafalılar.
    Türklerin, kafa yapısına göre ayrıldığı ırk grubu ise Braki sefal grubunu oluşturmuşlardır.daha sonra Türklerin bu yapısı çeşitli ırklarla, çeşitli coğrafyalarda karıştıkları için değişime uğramıştır.
    DÜNYA DİLLERİ:
    Bizim literatürümüz de, insanların konuştukları diller, insanoğlunun ikinci atası diyebileceğimiz, Nuh(a.s)un oğulları olan, Ham, Şam, Yafes tarafından konuşulan dillerden türemiştir. Ham: Arabi dillerin atası kabul edilirken, Şam: Farisi dillerin, Yafes ise Latin kökenli dillerin atası olarak görülmüştür. Tüm diller, bu üç ana kaynaktan türetilmiş dillerdir.
    Batılı bilim adamları ise, Müslümanların tasnif ettiği bu dil gruplarının yerine kendileri ayrı dil sınıflandırmaları kurmuşlardır.
    Yeryüzünde yaşayan halkların konuştukları lisan(dil) zümreleri ise şöyle sınıflandırılmıştır.
    1-Türkçe Lisanı: (Orjinal ve başlı başına bir lisan olarak görülür.): Kadırgan Dağlarından, şimal buz denizine ve umman denizine kadar, olan havza da ki insanların anlaşmak için konuştukları vasıtadır.
    Günümüz de ise; Türkçe Lisanı, çeşitli devletler ve milletleri içine alan çok geniş bir coğrafya da konuşulmaya devam etmektedir.
    2-Avrupa milletler topluluğunun (AB), konuştukları lisan(dil)ın adı ise HİNT-Avrupa dili olarak adlandırılmıştır.
    3-Sâmi ve Hâmi dilleridir ki, bugün bu diller Arapça ve Farsça tarafından tamamen kuşatılmış dillerdir.
    4- Mogol kavimlerinin konuştukları lisan(dil) dır ki; (Doğu Asya ve Kuzey Doğu Asya) da konuşulan ayrı bir dil(lisan) grubudur.
    Fikir:
    İlk insan, çok araştırıyor vr görevi gereği de, sürekli yeni şeyler keşfediyordu. İnsanı yaratan yaratıcı ise onu yalnız bırakmıyor, kendini, yaşadığı çevreyi tanıyabilmesi için, ona yardımcı kitaplar gönderiyordu. İşte Allah(c.c) tarafından gönderilen bu dinler, fikirleri ve felsefeyi yani kainatın yaratılması hakkında ki fikri ve insanların görebildikleri tabiat olaylarının açıklamasını ve onlarla nasıl yaşayabileceğimizi açıklıyordu.
    Atalar ve totemlere ibadet ise özellikle ata ruhlarından korku da hayatında önemli roller oynadı. Ataların ruhları kutsallaştırıldı. Müşterek mukaddesat anneleri icad edildi.
    Ve dinler, mukaddes ve gayri mukaddes anlayışıyla eşyayı da ikiye ayırdı. Haram ve Helal. Mukaddes anneler ise ilkel dinler de hurafelerle beslendi. Mukaddeslere yaklaşmayı kendine layık gören rahip ve rahibeler sınıfı türedi, İlk zamanlarda totemlere tabi olan insanlar, kabileler halini aldıktan sonra aşiretleri oluşturdular. Daha sonra, Naturizm dinini kurdular. Bu dinde ise hayvan veya nebat ibadet edilecek bir şey değildir. İbadet ise sadece ecdadın ruhuna yapılır. Bu ruhta tabiatın kendisidir. Siteleşen insanlar Naturizimin bir başka bölümüne geçtiler. Artık Semavi ilahlarla tanışmışlardır. İlk zamanlar da güneş, ay, yıldızlar mabut addedildi. Siteler birleşince uluhiyyet daha da güçlendi. Mabut ve Uluhiyyetin temeli de böylece insanın kendisidir. İnsanı yaratan da onun ihtiyacı olan dini gönderdi.

Irk Bilimi Sunumları

Irk Bilimi Soru & Cevap

Bu yazı hakkında ilk soru soran sen ol..

Irk Bilimi Ek Bilgileri

  • 1
    5 ay önce

    “Irk” sözcüğü üzerinden dönen tartışmalar sadece Türkiye’de değil, Dünya’nın birçok ülkesinde, farklı zaman dilimlerinde kavgalara, tartışmalara ve anlaşmazlıklara neden olmuş, çoğu zaman üzücü sonuçlar doğurmuş bir sorundur. Bu soruna bilimin gözlerinden baktığımızda, oldukça anlamsız ve yersiz bir sürtüşmeden söz ettiğimiz görülecektir. Çünkü evrimsel biyoloji, ırklarla ilgili oldukça net bir tanım yapmaktadır ve temel bilimlerin dilindeki ırklar bunlardır. Bu tanıma göre, bugüne kadar süregelen kavgaların hiçbirinin biyolojik ve bilimsel olarak bir aslı olmadığı; ancak siyasi/politik kavga ve çıkarların ürünü olduğunu görebilmekteyiz.Evrimsel biyoloji için “ırk”, bir türün izole olmuş ve olmayı sürdüren alt popülasyonlarıdır. Örneğin bir arı türünün Torosların güneyinde kalan bireyleriyle, Torosların kuzeyinde kalan bireyleri eğer ki birbirlerine artık hiçbir şekilde ulaşamıyor ve çiftleşemiyorsa, ayrı biyolojik ırklar olarak tanımlanırlar. Irk, evrimsel süreçte yeni türlere dönüşmenin (türleşmenin) ilk adımıdır. Irklar, ilk etapta ayrı türler değildirler; ancak aralarında bir izolasyon (bariyer) olduğu için, farklı seçilim baskıları altında kalırlar ve bu nedenle “türleşme potansiyeline sahip popülasyonlar” olarak görülürler. Ola ki bu izolasyon devam edecek olursa ve söz konusu popülasyonlar ayrı birer ırk olarak varlıklarını sürdürmeye devam ederlerse, binlerce ve milyonlarca yıl sonunda ayrı birer tür (veya kimi durumda farklı yönlere evrimleşme miktarına göre “alt tür”) evrimleşir. Kimi zamansa söz konusu bariyerler ortadan kalkar ve artık o gruplar ayrı birer “ırk” olmaktan çıkarlar; tekrar tek bir türün tek bir ırkı olarak görülürler. Dolayısıyla “ırk” sözcüğü artık gereksiz kalır ve o popülasyon için kullanılmaz.  Peki bu söz konusu izolasyonlar nelerdir? Çoğu zaman bunlar, coğrafi izolasyonlardır. Örneğin yukarıdaki arılar ve Toros Dağları örneği böyledir. Canlı türünün doğal hareketleri veya göçleri sırasında araya coğrafi bariyerler girer ve farklı gruplar oluşur. İşte bunlar farklı ırklardır. Benzer şekilde, mekanik izolasyonlardan söz edebiliriz. Bunlar, aynı türe veya alt türe ait canlıların üreme organlarının birbirine uymaması nedeniyle oluşan izolasyonlardır. Örneğin bütün köpek çeşitleri Canis lupus familiaris alttürüne aittir; ancak bir Danua’nın penisi, bir Chihuahua (Çivava) vajinasıyla uyumlu değildir. Bu nedenle bunları ayrı ırklar olarak görmeye başlayabiliriz. Bir diğer izolasyon tipi davranışsal izolasyondur. Örneğin aynı türe ait olan kuşların bazıları, diğerlerine göre farklı öter. Bazı dişiler, bu farklı öten kuşları daha fazla seçerler; ancak diğer türlü öten kuşlar da yeterince eş bulabilir. İşte aynı tür içerisindeki farklı davranış tiplerinin çiftleşme konusunda birbirinden bağımsız olarak öbeklenmesi de izolasyondur. Bir diğer izolasyon, zamansal izolasyondur. Burada da aynı türün farklı grupları, yılın farklı zamanlarında çiftleşmeyi tercih ederler. Aynı türe ait bazı böcekler, üzerlerinde yaşadıkları bitkilerin yılın farklı aylarında meyve vermeye başlaması nedeniyle (küresel ısınma gibi faktörler bu değişimlere neden olmaktadır), o aylarda çiftleşebilerek ırklaşırlar. Son bir izolasyon tipi ise gametik izolasyondur. Bunda da üreme organları yerine, aynı türe ait bireylerin üreme hücreleri (sperm ve yumurta) birbiriyle uyumsuz hale gelir. Bu daha nadir görülen bir izolasyondur; ancak deniz kestaneleri ve bitkilerde kimi zaman görülür. Uzun lafın kısası, üreme (yani genlerin karışması olayı) konusunda bir ayrışmaya neden olan her unsur, izole edici bir bariyer olarak görülebilir. İzolasyonlar ile ırk arasındaki ilişki hakkında öğrenilmesi gereken en kritik nokta, izolasyonların hemen hemen her zaman tersine dönebilir olmasıdır. İzolasyon ortadan kalktığı anda, söz konusu ırk tanımları da geçersiz hale gelir. Bir diğer deyişle, anlamamız gereken biyolojide “ırk” dediğimiz olgunun son derece dinamik olduğu gerçeğidir. Örneğin 10 sene önce 2-3 farklı ırktan (izole gruptan) oluşan bir tür, 10 sene sonra aradaki izole edici bariyerlerin ortadan kalkması sonucu artık tek bir türe ait tek bir popülasyon haline dönüşebilir. Bunun en güzel örneği, coğrafi olarak izole olmuş ırkların yeni göç yolları bulması sayesinde tekrar bir araya gelerek üremeye başlamasıdır. Bu noktada artık onlar ayrı ırklar değildirler. Irklar, siyasi olarak yapılan tanımlamaların aksine, biyolojide statik ve kalıcı damgalar değildir. Sadece canlı popülasyonlarının nasıl izolasyona uğrayıp ayrıştıklarına bağlı olarak yapılan geçici bir tanımdır.Bu açıdan bakıldığında, günümüz koşullarında Dünya üzerinde neredeyse hiçbir biyolojik ırkın bulunmadığını görürüz. Çünkü bazı izole kabileler hariç, artık hiçbir insan grubu (popülasyonu) birbirinden coğrafi izolasyonla ayrılmamıştır. Bu durumda Alman, İtalyan, Kürt, Türk, Fransız, Ermeni, Japon, vb. biyolojik açıdan birer ırk değildir. Bunlar, belli bir kültürel tarihi paylaşan, belli siyasi sınırlara bağlı olarak bir arada yaşamayı tercih etmiş (veya buna muhtaç kalmış) insanlardır. Buna işaret etmek için “etnisite” ya da “ulus” gibi politik kavramlar bulunmaktadır. Bu kavramların sosyoloji açısından işlevi bulunuyorsa da, biyoloji açısından herhangi bir anlamı veya geçerliliği yoktur. Dolayısıyla teknik terimleri bilim dalları arasında kontrolsüz bir şekilde transfer edip, sonra bu sözcüklere çeşitli anlamlar yüklemek, sadece bilimi zedeleyici değil, toplumsal düzeni de bozan bir davranıştır.İnsanlar her zaman ırksız değildi. İlk olarak evrimleştiğimiz bölge olan Afrika’yı terk ederek Dünya’ya yayıldığımız son 100.000 yıllık zaman diliminde, birçok defa izole olduk ve bu izolasyonlar farklı ırklarda farklı özelliklerin evrimleşmesine neden oldu: farklı göz yapıları, farklı ten renkleri, farklı fiziksel özellikler, farklı davranışlar ve hatta kültürler bile bu izolasyonların ürünüdür. Ancak bu yüzeysel farklılıklar, günümüzde halen ırklardan oluşan bir tür olduğumuz anlamına gelmemektedir! Son 12.000 yıldır süregelen yerleşik yaşam ve tarımımız, son birkaç asırdır süregelen küresel ulaşım (ve dolayısıyla göçler), insanlığın tarihinde var olan tüm ırkları silip atmıştır. Bu durum, günümüzde de devam etmektedir. Zaten “melez bireyler” dediğimiz, antik ırkların izlerinin karışımı sonucu ortaya çıkan bireyler, bunun en güzel göstergesidir. Şakacı bir açıdan bakacak olursak, Rihanna’nın varlığı, ırkların artık var olmadığının en güzel kanıtlarından birisidir.Yani önümüzde iki tercih var: kavramların siyasi tanımları üzerinden giderek ayrışmaya devam edeceğiz veya kavramların bilimsel (biyolojik) tanımları üzerinden giderek, Evrimsel Biyoloji’nin bütünleştirici ışığı altında el ele, omuz omuza vereceğiz.


Sende Bilgi Ekle

Bu yazının geliştirilmesine yardımcı ol.

Kapak Resmi
İnsanlar, bir takım neviler(Türk, Rus, Arap,Alman ve benzeri ırklar) halinde yaratılmışlardır. Bu şekildeki çeşit çeşit yaratılışa, ilim dilinde ve şeri ilimlerde “ırk” adı verilmiştir. Daha sonraki yıllar da pek çok nedenlerden dolayı ırklar çeşitlenmiştir. Bu nedenlerden başlıcaları ise; insanları muhacir(göçer) durumuna düşmeleri ve göç yoluyla başka ülkelerdeki ırklarla karışmaları. Bir diğer önemli bir neden de ırkların çeşitli nedenlerden sonra birbirleriyle karışık yaşamalarıdır. Bu tür karışımların neticesinde de alt ırk diyebileceğimiz melez ırklar türemeye devam etti. Bu şekliyle oluşan ırklar, araştırmacı bilim adamları tarafından şu sınıflara ayrılmışlardır: 1-Baykal gölü etrafından Altay Dağlarına kadar olan coğrafya da, Hazar Denizine, Karadeniz Havzasına, Tuna boylarına, Ege denizi havzasına kadar olan coğrafi sahadaki beyaz Türk ırkı. 2-Doğu Asya coğrafyasında ki sarı derili ırklar, 3- Afrika kıtasında yaşayan ve iklimsel özellikte ki siyahi derili ırktakiler. 4-Amerika da, soy kırımına uğrayan kırmızı veya kızıl derili ırklar. Bu ayırımdan sonra, batılı bilim adamları, ırkları daha çok şu sınıflara ayırarak, ırk tasnifi yapmışlardır. Bu ayırım ise şöyle şekillenmiştir: a-Braki sefal kafalılar b-Dolika sefal kafalılar. Türklerin, kafa yapısına göre ayrıldığı ırk grubu ise Braki sefal grubunu oluşturmuşlardır.daha sonra Türklerin bu yapısı çeşitli ırklarla, çeşitli coğrafyalarda karıştıkları için değişime uğramıştır. DÜNYA DİLLERİ: Bizim literatürümüz de, insanların konuştukları diller, insanoğlunun ikinci atası diyebileceğimiz, Nuh(a.s)un oğulları olan, Ham, Şam, Yafes tarafından konuşulan dillerden türemiştir. Ham: Arabi dillerin atası kabul edilirken, Şam: Farisi dillerin, Yafes ise Latin kökenli dillerin atası olarak görülmüştür. Tüm diller, bu üç ana kaynaktan türetilmiş dillerdir. Batılı bilim adamları ise, Müslümanların tasnif ettiği bu dil gruplarının yerine kendileri ayrı dil sınıflandırmaları kurmuşlardır. Yeryüzünde yaşayan halkların konuştukları lisan(dil) zümreleri ise şöyle sınıflandırılmıştır. 1-Türkçe Lisanı: (Orjinal ve başlı başına bir lisan olarak görülür.): Kadırgan Dağlarından, şimal buz denizine ve umman denizine kadar, olan havza da ki insanların anlaşmak için konuştukları vasıtadır. Günümüz de ise; Türkçe Lisanı, çeşitli devletler ve milletleri içine alan çok geniş bir coğrafya da konuşulmaya devam etmektedir. 2-Avrupa milletler topluluğunun (AB), konuştukları lisan(dil)ın adı ise HİNT-Avrupa dili olarak adlandırılmıştır. 3-Sâmi ve Hâmi dilleridir ki, bugün bu diller Arapça ve Farsça tarafından tamamen kuşatılmış dillerdir. 4- Mogol kavimlerinin konuştukları lisan(dil) dır ki; (Doğu Asya ve Kuzey Doğu Asya) da konuşulan ayrı bir dil(lisan) grubudur. Fikir: İlk insan, çok araştırıyor vr görevi gereği de, sürekli yeni şeyler keşfediyordu. İnsanı yaratan yaratıcı ise onu yalnız bırakmıyor, kendini, yaşadığı çevreyi tanıyabilmesi için, ona yardımcı kitaplar gönderiyordu. İşte Allah(c.c) tarafından gönderilen bu dinler, fikirleri ve felsefeyi yani kainatın yaratılması hakkında ki fikri ve insanların görebildikleri tabiat olaylarının açıklamasını ve onlarla nasıl yaşayabileceğimizi açıklıyordu. Atalar ve totemlere ibadet ise özellikle ata ruhlarından korku da hayatında önemli roller oynadı. Ataların ruhları kutsallaştırıldı. Müşterek mukaddesat anneleri icad edildi. Ve dinler, mukaddes ve gayri mukaddes anlayışıyla eşyayı da ikiye ayırdı. Haram ve Helal. Mukaddes anneler ise ilkel dinler de hurafelerle beslendi. Mukaddeslere yaklaşmayı kendine layık gören rahip ve rahibeler sınıfı türedi, İlk zamanlarda totemlere tabi olan insanlar, kabileler halini aldıktan sonra aşiretleri oluşturdular. Daha sonra, Naturizm dinini kurdular. Bu dinde ise hayvan veya nebat ibadet edilecek bir şey değildir. İbadet ise sadece ecdadın ruhuna yapılır. Bu ruhta tabiatın kendisidir. Siteleşen insanlar Naturizimin bir başka bölümüne geçtiler. Artık Semavi ilahlarla tanışmışlardır. İlk zamanlar da güneş, ay, yıldızlar mabut addedildi. Siteler birleşince uluhiyyet daha da güçlendi. Mabut ve Uluhiyyetin temeli de böylece insanın kendisidir. İnsanı yaratan da onun ihtiyacı olan dini gönderdi.
Yazı İşlemleri
İlgili Yazılar
Sen de Ekle

Sende, bu sayfaya

içerik ekleyerek

katkıda bulunabilirsin.

(Resim, sunum, video, soru, yorum ekle..)

Bir şey Unutmadın mı ?

Bizi sonra tekrar bulmak için sitemizi aşağıdan beğenmelisin